4 Ağustos 2012 Cumartesi

TİBET'TE 7 OK

(64 Mizah Dergisi'nde Yayınlanan Yazımın Uzun Versiyonu)


Bu icadım için yıllarca uğraştım. Hayatımdan nice insanları feda ettim. 11 ay sonunda amacıma ulaştım ve çalışmamı tamamladım. Bu icadım tüm evrende bir kelebek etkisine yol açmış ve herkesin, herşeyin kaderini değiştirmişti. Evet, yaydan çıktıktan sonra geri dönen ok'u icat etmiştim. Artık ok yaydan çıktıktan sonra geri döndüğü için bütün klişeler yıkılmış ve insanlar daha ılımlı hale geldiğinden herkese, herşeye sonsuz şans verir duruma gelmişlerdi. Hatta Yeteneksizsiniz yarışma programında bile yılda ortalama 1281 yarışma 1.si seçilmekteydi. Haliyle bu dünya ekonomi sistemini de alt üst etmişti. Ve insanlık sonunda para kavramını ortadan kaldırmıştı.

Piyasada bulunan tüm ödülleri toplamıştım. Ama Oscar ödülünü reddettim. Bu hareketimle A.B.D. 'de yapılan kızılderili katliamlarına dikkat çekmeyi başarmıştım. Nobel ödüllerinin tümünü -gelecek yıllarda verilmesi planlananlar da dahil- hepsini bana vermişlerdi. Ödül töreninde birkaç kelime etmek ve ödülleri, tapularını almak için kürsüye çıktım. Konuşma metnimi şiirsel olarak özetlersek kısaca şöyleydi:
Yaydan çıkan ok geri dönebilir,
Herkes kararını değiştirebilir,
Ben daha başka ne söyleyeyim,
Mesaj teslim edildi.

Konuşmam dünya genelinde icadımdan daha çok ses getirmiş ve kimi çevrelerle aramda birtakım hadiseler meydana getirmişti. Ama beni ilgilendiren kısım O'nun bu konuşmadan etkilenmiş olmasıydı.

İlk önce face'den ekleştik, sonra msn konuşmaları falan derken ilişkimiz sms boyutuna geldi. Derken uzun konuşmalar, ardından kaçamaklar... Heidi ile birbirimizi çok iyi tamamlıyorduk. Müthiş uyumumuzun yanısıra auramız da çok    yüksekti. Aramızdaki tek engel onun evli olmasıydı. Bu küçük kaçamaklar sıklaştı ve paparazilere afişe olduk sonunda. Kocası Seal sağda solda hakkımda atıp tutuyormuş. Ağzını burnunu kırmaya diye gittim, ama vazgeçip geri döndüm. Zaten adam scarface, bi de ben yamultmayayım dedim.

Heidi, Seal'dan ayrılmış, sadece kağıt işleri kalmıştı. Çok mesuttuk, o kadar mesuttuk ki Real Madrid'e transferimiz bile söz konusu oldu. Hatta mutluluğumuzu perçinleyecek bir çocuk bile bekliyorduk. Birgün azmak başındaki malikanemizin zili çaldı, beklediğimiz çocuk geldi ve müjdeli haberi verdi "abi, yenge artık resmi olarak dul, yapıştır ;)". Çocuk mocuk dinlemeyip tokat manyağı yapacaktım ki, Enigma çalmaya başladı. Affettim çocuğu.

Herşey mükemmel gidiyordu. Taa ki ilk ve tek kavgamıza kadar. Ben de herkes gibi oralet hastasıydım. Kışın sıcak, yazın soğuk olarak tüketilebilen bu mucizevi içecek, Heidi'nin gözünde içilen değil, yenilen bişeydi. Leblebi gibi kütür kütür götürüyordu. Haliyle ben de çok sinirlendim. Böylesine büyük anlaşmazlıklar içerisindeyken ailelerimizin de baskısıyla kendimizi nikah masasında bulduk. Seçkin bir davetli grubunun hazır bulunduğu bir nikah töreniyle dünya evine girdik. Kızlık soyadını taşımasına izin verdim, Heidi Klum İstek. Ama bunun karşılığında yaptığı tüm işlerden elini eteğini çekti ve ev hanımı oldu.

Balayımızdan henüz dönmuştük. Artık ilişkimiz evlilik monotonluğuna girmişti. Bir gece yarısı telefonum çaldı. Arayan çocukluk arkadaşım Hugh Warner, yani sizin bildiğiniz isimle Marilyn Manson 'dan başkası değildi.

Marilyn' in babası hükumet konağında memurdu eskiden. Orta okulda falandık tayinleri çıkıp buralardan gittiklerinde. Yıllardır görüşmüyorduk. Zaten oralarda iyice dinsiz imansız olup çıkmıştı, civciv ezmeler falan da cabası. Bize tersti bu hareketler, gayet resmi bir konuşma yaptım telefonda. "Yarın konuşuruz" deyip kapadım. Heidi huysuzlanmış, süsmeye başlamıştı zaten.

Ertesi sabah bahçe kapısında biri belirdi. Ben ilk önce sevgili arkadaşım köşedeki palyaçoya benzettim, biraz daha yaklaşınca Ajda Pekkan olduğunu anladım. Yanına vardım,  Marilyn'miş meğer.

Kıyamadım onu o halde görünce, "gel ulan dedim, özlemişim amk" dedim ve uzun uzun sarıldık. Sonuçta yılların yaşanmışlığı vardı. İçeri geçtik, Heidi'yle tanıştırdım. Biz balkonda çaylarımızı yudumlarken, Heidi de hortumla balkonu yıkıyor, sağolsun serinlememiz için arada ayaklarımıza su tutuyordu. Neyse fazla uzatmayalım, "Abi, ben iyice yoldan çıktım, bana bi yol göster gurbanın olam" dedi. "Tamam aslanım sen iste, zaten biz de yengenle Tibet taraflarına tatile gidicektik, sen de gelirsin, sırtımda mı taşıycam" dedim ben de.

O gün gece yola çıktık. Torsche'yle 3 - 3,5 saatte vardık. Yarım saat içinde yemek yiyip, dinlenip, Lhasa Manastırı yoluna götürdüm bunu. İç huzuru daha rahat bulabilmesi için de 1281 km lik dağı moonwalk yaparak tırmanmasını öğütledim. 19 ayda tamamladı yolculuğunu.

O 19 ay içerisinde ben önce budistlerin arasına karışmış, sonra da yeni Dalai Lama olmuş ve budizmi lağvetmiştim. Zaten olayın şokunda olan Marilyn "Din elden gidiyor" diye bağırınca deve kuşlarını salıverdim. Civciv ezmek neymiş görsün tarla domat. Aradan 1-2 ay geçti. Üzerimde dünyadaki tek ve son budist olmanın verdigi gurur vardı. Bir gece, ruhani lider olmamı fırsat bilerek, O'nun ruhu, benim ruhumun önünde diz çöküp tövbe istedi. Ben de affettim. Sanayiye çırak olarak verdim, efendi gibi ekmeğinin peşinde şimdi.

Bu arada Heidi de kurban bayramı münasebetiyle anasıgillerin yanına gitmiş ve 2 hafta sonra geri dönmüştü. Gelirken yanında birkaç akrabasını da getirmişti. Bütün Bavyera bunların akrabası olduğundan birkaç dediğim yaklaşık 2234 kişiydi.

Bu duruma çok sinirlendim. Artık ruhani lider olduğumun farkındalığıyla önce kendimi, sonra herkesi ışın kılıcıyla harcadım. Tam insansız dünya çok güzel oldu lan falan derken, bu sefer aynı sıkıntılar öteki dünyada başladı. Ben de son çare olarak herkesi yazları öteki dünya sanayi sitesine çırak olarak verdim ki anlasınlar ölümün değerini. Öldüğüme öleceğimde pişman oldum yemin ederim. Bir gece Heidi'ye sordum sen de pişman mısın diye, " snne be slk" cevabını alınca okla tekrar öldürdüm kendilerini. Şimdilerde 5. boyutta falanmış duyduğuma göre. Ama artık geri dönüş yok, ok yaydan çıktı bi kere sonuçta. Varmıydı la. Yeni bi keşif yapayım iyisimi. Belki yaydan çıkan ok'u geri döndürebilirim.



















0 yorum:

Yorum Gönder

© Blogger - Template by Blogger Sablonlari - Font by 1001fonts