3 Kasım 2012 Cumartesi

GÖLDE AÇAN VAHA

Savaş zamanlarıydı. İç savaş başlamış, kuzeylilerle güneyliler birbirine girmişti. Okulunu yeni bitirmiş, çakı gibi bir delikanlıydım. Her sorumlu gencin yaptığı gibi, askerlik şubesine gidip birliğime teslim olmak yerine, birliğe kaçak yollarla girip askerlerin arasına karışarak eğitimlere başladım. Kuzeyli Birliğinde görevimi yapmak benim için şeref ve büyük bir onurdu. Kuzeyli Birliğinin en belirgin özelliği dünyanın en iyi jandarma komandolarından oluşmasıydı. 3 hafta sonra acemilik dönemimiz bitti ve usta birliklerimiz belli oldu. Benim dağıtımım İskoçya'nın dağlık bir bölgesin olan Highland Jandarma Komando Birliğine çıkmıştı. Güneylilerle savaş halinde olduğumuzdan dağıtım izni verilmemiş, direkt olarak birliklerimize transfer edilmiştik. Transfer bedeli olarak da 2,5 milyon $ + çatışma başına para şeklinde anlaştık.

2 yıl süren savaş sonunda nihayet lanet olası Güneylilere üstünlüğümüzü kabul ettirmiş ve savaşı kazanmıştık. 40 gün 40 gece halaylarla, türkülerle zorla kutladık, neticede askerdik ve komutanlarımızı dinlemek zorundaydık. Savaşın bitmesinin en güzel yanı artık kahrolası çarşı iznine çıkabilecek olmamızdı.

İzinlerimizde genellikle Loch Ness gölü kenarındaki banklara oturur, çiğdem - kola eşliğinde doğadaki dinginlikte kaybolurdum. Yine bir izin gününde bankta otururken, herkes sağa sola koşuşturmaya başladı. Ben de can havliyle oturduğum yerden kalkıp, amaçsızca kaçmaya çalıştım. Ama boğazıma kaçan çiğdem beni nefessiz bıraktı ve yere düştüm. Oracıkta can çekişiyor ve umutsuzca yardım bekliyordum. Aklıma cebimdeki tükenmez kalem geldi ve kalem yardımıyla boğazımda delik açıp nefes alışverişimi düzenledim. Ordu çakımı çıkarıp yara bandı fonksiyonu yardımıyla boğazımdaki deliği kapadım. Kendimi daha iyi hissettiğimde ayağa kalktım. Arkama döndüğümde gördüğüm şey karşısında adeta dilim tutulmuştu. 25m boyu ve 5 futbol sahası büyüklüğünde eni olan bir canavar. "Dur kaçma, korkma benden lütfen" dedi, ses tonu sanki bir meleğinki gibiydi. Çekinerek oturdum banka ve sohbete başladık.

Adı Nessie'ydi bu yaratığın. Gel zaman git zaman aramızda bir arkadaşlık başlamıştı. Bunun tek arkadaşı da ben olduğumdan, geç saatlere kadar beni bırakmıyor devamlı olarak birliğe geç girmeme neden oluyordu. Allah'tan bizim uzman çavuş Aydınlıydı da ceza vermiyordu.

Bir akşam annemle konuşurken, annem dedemin emekli olduğunu ve hayatının kalan kısmını Loch Ness gölünde geçireceğini söyledi. Dedemi işlerinin yoğunluğu nedeniyle yıllardır görmüyordum. Bu duruma çok sevinmiştim. Ailemizin tüm üyeleri mübadele döneminde Selanik'ten Aydın'a göç etmiş ama dedem orada kalmıştı. Çünkü dedem, babası Kronos'tan çok çekmiş ve zorluk görmüştü. Kronos içkici, alemci pisliğin tekiydi. Dedem bu zorluklar altında kendini yetiştirmiş, kendine bir kariyer edinmiş, yüksek Grek sosyetesinde kendine yer bulmuştu. Bu durumdan dolayı dedem Poseidon Selanik'te kalmayı tercih etmişti. Kendisini sadece görev gereği Kuşadası açıklarına geldiğinde görebiliyordum, bu yüzden çok heyecanlıydım.

İlk iş olarak dedemi Loch Ness gölüne götürdüm, yerleştirdim. Ardından Nessie'yle tanıştırdım. Çok iyi anlaştılar ve bir süre sonra birlikte yaşamaya başladılar. Askerliğimi bitirip terhis olduktan sonra 1-2 hafta onlarla kaldım ve ardından Aydın'a kesin dönüş yaptım.

Aydın'da 2 ay boş beleş takıldıktan sonra artık bir işin ucundan tutmam gerektiğini düşünerek halı saha açmaya karar verdim. Zaten halı saha işi kendi işimdi. Balıkesir Üniversitesi Halı Saha İşletmeciliği ve Redbull Çakması Enerji İçeceği Üretimi Bölümünden mezundum. İnsanın kendi işini yapmasından daha güzel ne olabilirdi ki? 3 yıl içinde Ege bölgesindeki tüm halı sahaların tek sahibi ve ülke çapında da en yüksek satış rakamına sahip BlueCow enerji içeceklerinin sahibiydim.

Dedemle sık sık konuşuyor ve geçmişimizdeki boşluğu dolduruyorduk. Birgün dedem Nessie'nin yeğeninden bahsetti ve yanıma çırak olarak almamı istedi, çocuğu yanıma gönderdi.

Bu 11 yaşındaki çocuk işine dört elle sarılıyor ve kendini geliştirdikçe geliştiriyordu. Çalışanlarıma her yıl yaptırdığım genel sağlık taramasında bu küçük çocuğa büyüme hormonu eksikliği teşhisi konuldu. Bu cengâver çocuğun hastalığı beni derinden etkilemiş ve onun tüm tedavi masraflarını üstlenmiştim. Bu ateş parçasının tek zayıf noktası futbola olan düşkünlüğüydü. Arkadaşlarını halı sahaya topluyor, sabahtan akşam ezanına kadar top peşinde koşturuyorlardı. Üstelik çocuklardan para da almıyor, üstüne yiyecek, içecek de ısmarlıyordu tarla domat. İlk başlarda kızıyor, toplarını kesiyor onu futboldan uzaklaştırmaya çalışıyordum. Ama bu çabalarımın sonuçsuz kaldığını gördüğümde bu nafile uğraştan vazgeçmeye karar verdim.

Küçük Messi'nin oyun tarzı beni çok etkilemişti. Pele'nin gol vuruşu, Maradona'nın top tekniği ve Cruyff'un futbol zekası adeta bu çocukta birleşmişti. Messi sanki futbol oynamıyor, pamuk tohumunu havalı mibzerle tarlaya inci gibi nakşediyordu.

Messi'nin farkedilmesi çok uzun sürmedi doğal olarak. Barcelona, Real Madrid, Manchester United, Koçarlı Belediyespor gibi dünyanın en iyi takımlarının transfer listelerine girmişti. Haliyle en mantıklı seçimi yaptı ve Koçarlı Belediyespor'u tercih etti. Takım Messi'nin de katılımıyla başarıdan başarıya koşuyor, coştukça coşuyordu. AYDIN Bölgesel Amatör Ligi şampiyonluğu, Dünya Kulüpler Arası futbol şampiyonluğu, NBA, NFL ve FBI şampiyonluğu derken son olarak gelen Dünya Ağır Siklet Boks şampiyonluğu. Messi'nin ilk sezonu rüya gibi geçmişti. İkinci sezona yine bomba gibi bir giriş yapmak isteyen Messi, yeni sezona Alaska ve Hawaii'nin başkenti Honolulu'da yaptığı kamplarda hazırlandı.

İkinci sezonun açılış maçında, Koçarlı Belediyespor ve Menderesspor'u karşı karşıya getiren dünyanın en büyük derbisinde, doğal olarak kendine ilk 11'de yer buldu. Maç öncesi seramonide belediye başkanı, kaymakam, garnizon komutanı ve ben hazır bulunduk. Atmosfer çok güzel, 92.000 kişilik Vali Şenol Engin stadı tıklım tıklım, zemin futbola müsaitti. Henüz hakem ilk düdüğünü çalmamışken, Koçarlı Belediyespor Messi'nin ayağından gelen 4 golle öne geçmişti. Hakem ilk düdüğünü çaldığında Koçarlı Belediyespor 4-0 'ın verdiği rahatlıkla maça başladı.

Daha maçın 15. dakikasında, Koçarlı Belediyespor 27-0 'ı yakalamasından 7 dakika sonra Messi rakibiyle girdiği ikili mücadele sonucu bacağını kırdı. Artık herşey bitmişti, yapılabilecek tek şey kalmıştı Messi için. Koçarlı törelerine göre, Avcılık ve Atıcılık kulübünün en kıdemli üyesi Messi'yi vurdu.

Bu olay tüm dünya piyasalarını olumsuz etkilemiş ve delikanlıların hepsi manitasız kalmıştı. Sadece Antigua ve Barbuda ülkesi ilginç bir şekilde, ekonomik ve sanayii kalkınma hamleleriyle dünyanın yeni süper gücü olmuştu.

Ailevi ilişkilerimiz de bu durumdan nasibini almış, Nessie ve Poseidon ilişkilerine son vermiş ve ben de ev hanımı olmuştum. Poseidon artık benimle konuşmuyordu ve mirasından da men etmişti. Ama asasını almayı başarmıştım. Poseidon'un asasından ilham alarak USB markasını yarattım, yine maddi açıdan kendimi ihya etmeyi başardım ve ömrümün kalanını 3.10 Yuma Treni olarak geçirmeye başladım.

0 yorum:

Yorum Gönder

© Blogger - Template by Blogger Sablonlari - Font by 1001fonts