3 Aralık 2010 Cuma

Road to Egypt Yolculuğu


Sabah yine uyanamadım, ben de akşam kalkmaya karar verdim. Saat 16:58’de Merve’nin mesajıyla uyandım, “nerdsn len?” Cevabım klasikti, “Hiiç, yeni kalktım, bilgisayarı açıyom anca.” Sonra msn kastığı için facebook’ta konuşmaya başladık. Merve çok sıkılmış, ve bi yolculuğa çıkmaktan bahsediyordu. Aklıma yatmadı değil, çünkü uyku mallığı hâlâ üstümde. Olur dedim. Reco’yu arayıp ilk otobüs’le Koçarlı’ ya gittik. Evde pek hoş karşılandık, davul zurna ve ziyefet sınıfına giren yemeklerle. İlk önce babamdan TD95’in anahtarını aldım, Merve karşı çıkınca utana sıkıla babamın yanına giderek Torsche’nin anahtarını aldım. Annem her zamanki gibi, Akasya kahve, ıspanaklı börek ve 1 kg lık Tuğba çiğdeminden oluşan yolluğumu hazırlayıp bize verdi, ve hemen yola koyulduk. Germencik’ten otoyola girdik fakat nereye gideceğimizi hâlâ bilmiyordum. Ben homurdanırken lafa atılan Merve, “ Mal mısın olm, Nazilli tarafından gidicektik, Mısır’a buradan mı gidilir?” deyince mahçup bi şekilde gaza asıldım, ibre 140’a geldiğinde zıplamaya başlayan Torche’nin bu özelliğini kullanarak bariyerlerin üzerinden atlayarak geri döndüm.

Evet Mısır’a gidiyorduk, o mistik, büyülü ülkeye. Yolda hemen Torsche’nin yalnızca lpg ile çalışan bünyesini doyurduk. Korkuteli civarında mola verip, anamın yaptığı ıspanaklı böreklerin yanına bi de yoğurt bulduk. Offff. Beygir gibi yedik afedersin. Üstüne de Merve, Torche’nin ultra süper çakmağının üzerinde orta kahveyi yapınca, kendimden geçtim. Tabi molayı sonlandırmadan önce yapılacak bir şey kalmıştı. Evet çiğdemleri de yedik. Rotamız belliydi, Korkuteli’den sonra Antalya, Mersin, K.K.T.C., Güney Kıbrıs, Suriye, Lübnan, İsrail ve sonra ver elini Mısır. Merve çantasından “Karışık CD” isimli albümü çıkardı ve dinlemeye başladık.(içeriğini merak edenler için : http://kocarli.fizy.com/p/roadtoegypt ) Şarkıların da etkisiyle, yolculuk çok çabuk geçti, ve Mısır’a ulaştık.

Hiç vakit kaybetmeden Gize’ye vardık. Merve alt aşortmanının paçalarını içine soktuğu ugg’laryıla adeta Cleopatra’yı andırıyordu. Ben de şortumun üzerine giydiğim Aydın Tekstil ceketim (t-shirt yok, sadece ceket, kadife) ve şıklığımı tamamlayan Tariş şapkamla gözlere hitap ediyordum. Yanımıza gelen Gize’nin yerlisi, “Bın var almanıya’dan gilmek, sizi gizdirim istersiniz?” deyince ehlem ve sehlem dedim, ve başladık piramit gezimize. Keşke demez olaydım.

Piramitlerden birininin içerisindeki firavun mezarına ilerlerken, rehberimiz durdu ve “sağ tarafta gördüğünüz boşluk, dünyanın ilk internet cafesinin bulunduğu yerdir” deyince mal gibi içeri girdik. Be aptal Ersin, o zamanlarda cafe mi var, evinde internete giriyo millet, sosyalleşme zayıf. Hiç düşünemedim bunları. İçeri girdik ve beni radyasyona maruz bırakarak Merve’yi kaçırdılar. Son hatırladığım cümleler “ bırakın lan beni, biz Adana çocuğuyuz gardaşşş, tırnaklarıma dikkat edin yeni manikürden çıktım, fön makinem yok yavaş gidin rüzgar yaratıp saçlarımı bozmayın” oldu.

Kendime gelir gelmez kalkıp dışarı koştum. Sfenkslerden birinin üstüne oturup derin derin sigaramdan çekerken, sfenks dile geldi, “bilader, bu kız o adamları döver başınıza bela alırsınız, ben canlanayım da bulalım şu kızı” dedi. Ben de dururmuyum hemen yapıştırdım cevabı, “bekle sigaram bitsim, marlboro bu”. Torsche’yi de yanımıza alarak tekrar yola koyulduk.

Bana haydutlarla ilgili ne hatırladığımı sordu, bende cevapladım, “birinin bi gözü deri bişeyle kapatılmış, tahta bacaklı, omzunda papağan olan bi adam”. Sfenks hiddetle durdu, Torsche az kalsın düşüyordu üzerinden, zor tutundu. “Demek bi korsan” dedi Sfenks, “evet abi” dedim. Ardından, “korsan mı? ne korsanı? Korsan ne arar la Mısır’da? Ben öyle bir şey görmedim, ben ellibeşbin yaşımdayım. Biz taa-tapınak koruyuculuğu için geliyoz buraya. Korsan olarak bize gelmez o işler.” diye ekledi. Evet yanılmıştım. Odanın karanlık oluşu ve adamların da zenci olmasıyla birleşen bu olay ben yalan modeline itmişti. Hiç birşey görmemiştim açıkcası.

Sonsuz çölde ilerlerken ileride bir grup bedevinin ilerlediğini gördüm, Sfenks abiye gösterdim. “Napalım?” dedi. Ben de “ abi çaktırmadan kutup ayısı yarat da salıver üstlerine adilerin.” diye karşılık verdim. Önden kutup ayıları, arkalarından biz bedevilere doğru koştuk. Nihayetinde Merve’yi kurtardım. Beni görür görmez gözleri dolan Merve, sıcaktan ve susuzluktan bayıldı. Hemen Sfenks abinin de yaratma gücüyle, coca-cola zero içirdik ve kendine geldi. Naif, kırılgan, öksürgen bi ses tonuyla “ne bahtsızlarmış arkadaş bunlar da” dedi. Sfenks abi ve Torsche de buna çok güldü.

Sfenk abi bizi ışınlama gücüyle Balıkesir’e, Torsche’yi de Koçarlı’ya gönderdik. Balıkesir’e varınca ilk iş anneme çağrı attım merak etmesin diye. Ama sonradan fark ettik ki meğer ışınlama sırasında, paradoksal endoplazmik boyut değişimi olmuş, ve 1 yıl öncesine, yani okulu bitirdiğimiz yıla geri dönmüşüz. Boşu boşuna bir yıl daha okuyacaktık. Ama olsundu. Sağ salim varabilmiştik Balıkesir’e. Mutluyduk, soluğu Karadenizliler Derneğinde aldık. Tarih değiştiği için kafalarımız karışmış ve arkadaşlardan edindiğimiz bilgilere göre yarın Merve’nin saat 11:00’da Teorik Mekanik sınavı, benim de 15:00’da Diferansiyel Denklemler sınavımız varmış. Hayırlısı olsun dedik. Hayırlısı olmadı. Herkes okulu uzattık sanıyor, amma lakin ki öyle değildir.




Merve, Sfenks Abi ve Torsche (Ben çektim)




Merve ve Ben (Torsche çekti)



1 yorum:

Esteban dedi ki...

Link kırık kardes yenilermisin

Yorum Gönder

© Blogger - Template by Blogger Sablonlari - Font by 1001fonts